MENÜ
$Alış 5.8806Satış 5.8912
Alış 6.5255Satış 6.5373
£Alış 7.5352Satış 7.5745
reklam
reklam
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

ŞİİR, SİHİR ve KİBİR

126 defa okunduYorumlanmadı, , kategorisinde, tarihinde yayınlandı

Şiir ile sihir arasında ses benzerliğinin ötesinde kılcal bir ilişki olduğunu düşünmüşümdür hep. Sanat yapıtlarının arka planları, üretim süreçleri, eleştirmenlerin, sanat tarihçilerinin ilgisini çektiği gibi insanların da merakını kışkırtmıştır hep.

ŞİİR, SİHİR ve KİBİR
reklam
reklam

I

Şiir ile sihir arasında ses benzerliğinin ötesinde kılcal bir ilişki olduğunu düşünmüşümdür hep.

Sanat yapıtlarının arka planları, üretim süreçleri, eleştirmenlerin, sanat tarihçilerinin ilgisini çektiği gibi insanların da merakını kışkırtmıştır hep.

 

Cemal Süreya, Göçebe adlı kitabında yer alan “Kars” adlı şiirini Kars’ı görmeden yazdığını söyler. “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem / yalnızlığın başkenti orası” dizelerinin de olduğu o uzun “Göçebe” şiirini ise Kars’ı gördükten sonra yazdığını…

 

“Çok tuhaf, Kars şiirindeki Kars, ‘Göçebe’ şiirindekinden daha çok var gibi. Şiirim yaşar mı bilmiyorum, aslında merak da etmiyorum bunu; ama çok uzun bir süre sonra iki şiire baksalar Kars şiirindeki Kars daha bir oturmuş gibi geliyor bana. Rimbaud ‘Sarhoş Gemi’yi’ denizi görmeden yazmış ya, nehirden denize geçirmiş o gemiyi. Ben de Kars’ı görmemiştim ama Kutu Deresi’ni Erzincan’ı, Spikor Dağı’nı, Doğu Anadolu faunasını, yolları az çok biliyordum. Bu bir açıklama olabilir mi? Akşamları, eve doğru, beş yaşında ve annemin elinde fener, yürürken, yıldızlar Kars’a doğru gidiyordu sanki. Spikor’u uç noktaya götürdüm belki Kars’ta. O şiir aslında bir yerde Kars’ı anlatan değil, Kars olmuş bir şiir.” (Günler-976. Gün)

 

Hanidir kitaplaşmayı bekleyen “Nil Günleri” adlı dosyaya çalıştığım günlerde bir şair arkadaşla söyleşirken dosyanın konusunu sormuştu. Ben de çöl, diye yanıtlamıştım. Bir soru daha gelmişti arkadaştan, “Mısır’ı gördün mü?” Gülümseyip, “Herkes kendi çölünü yürür” diye yanıt vermiştim.

 

Bizi metinlerin arka planına götüren ise günlükler, anılar ve sanatçıların yakın çevresinin anlattıklarıdır.

Örneğin, Nazım Hikmet’in ceza evinden yazdığı mektuplarda nice şiirinin oluşum sürecini buluruz. Veya Cahit Sıtkı’nın “Ziya’ya Mektuplar” adlı kitabında Ziya Osman Saba ile karşılıklı şiir alışverişi yaparken o şiiri tetikleyen ruh hâllerine tanık oluruz.

 

Metin, yazan ve yazdıran ilişkisi ise arka planda başka bir boyuttur ve sürprizlerle doludur. Mayakovski, “Pantolonlu Bulut” adlı uzun şiirinin adını nasıl bulduğunu şöyle anlatır. “1913 sıralarında bir kadın arkadaşıma bağlılığımı kanıtlamak üzere Sratov’dan Moskova’ya dönerken, benim ‘bir erkek değil, pantolon giymiş bir bulut’ olduğumu söyledim ona. Söyler söylemez de bunun bir şiirde kullanılabileceğini düşündüm.”

 

Edgar Allen Poe, “Karga” adlı şiirinin oluşum sürecini anlattığı yazısında, “Bir yazar, yapıtlarından birinin tüm oluşum sürecini aşama aşama anlatabilse, bizim için ne kadar öğretici olurdu diye düşünmüştüm” der ve bunun yapılmayışının sebebini ise şairlerin, yazarların üretimlerini “esin”e bağlamalarına ve bu nedenle de “kibirli” oluşlarına bağlar. (20. Yüzyıl Edebiyat Sanatı, Hüseyin Salihoğlu, İmge Yayınları, 1995)

 

II

Şeylere bir ad vermek, insanın anlama ve anlatma yolculuğunda bir eşiktir. “Kıyı” sözcüğü ise şeylere dışardan bakabilmenin bir eşiklerinden biridir.

 

III

“Yıkıntılarını o eski duvarın ne yapacağız?” ne yaman bir sorusudur bu insanlığın antik çağlardan gelen. Yeni yollar mı yapacağız, yoksa yeni bir duvar mı?

 

Dönemler arası geçişlerde ki o bizim yaptığımız bir bölümlemedir, bizim “yeni” dediğimiz aşama kaçınılmaz olarak geride kalan insanlarıyla sürdürür yolculuğunu. Kültür, şeylerin hâlden hâle geçen sürekliliğidir çünkü.

 

Tarih boyunca nice toplumsal yapı, uygarlık doğup ölmüştür. Ölüş aşaması yeni bir egemen yapının tarih sahnesine çıkması demektir. Tavuk çıktığı yumurtayı beğenmez! Eski dönemin içini boşaltarak kendi egemenliğine zarar vermeyecek hamlelerle bir yapı oluşturur ve asla onu ısıracak bir diş olsun istemez.

 

 

Gazanfer ERYÜKSELTüm Yazıları
reklam
Yorum Yaz