MENÜ
reklam
reklam
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Şarkılar, Türküler ve Nüktelerle Türk-Amerikan İlişkileri – 6 –

192 defa okunduYorumlanmadı, , kategorisinde, tarihinde yayınlandı

Türk Devrim sürecinde karşıdevrimin tırmanma şeridini aşarak düze doğru inişe geçtiği tarih 12 Eylül 1980’de ABD’nin “Bizim çocuklar”dediği ekibe ihale ettiği darbedir. Bu tarihten sonra Cumhuriyet’in kurumları tamamen dönüştürülerek ulusal çıkarlar adına çalışamaz hale getirilmişlerdir.

Şarkılar, Türküler ve Nüktelerle Türk-Amerikan İlişkileri – 6 –
reklam
reklam

Son söz gibi…

 

Türk Devrim sürecinde karşıdevrimin tırmanma şeridini aşarak düze doğru inişe geçtiği tarih 12 Eylül 1980’de ABD’nin “Bizim çocuklar”  dediği ekibe ihale ettiği darbedir. Bu tarihten sonra Cumhuriyet’in kurumları tamamen dönüştürülerek ulusal çıkarlar adına çalışamaz hale getirilmişlerdir.

 

Toplumun dönüştürülmesi için de ki buna birileri “Toplum Mühendisliği” denmektedir, 1980’li yıllarda gazeteler üzerinden bir operasyon yapılmıştır. Bunun en güzel örneği Güneş gazetesidir. Basın artık gazetecilik kökenli gazete sahiplerinin değil holding patronlarının icrayı ticaret alanı olmuştur.

 

1990’lı yıllarda başlayan özel televizyon ve radyolar ise toplumu kuşatarak 1980’de başlatılan apolitizasyonun tavan yapması sağlanmıştır.

 

Toplum, 12 Eylül 1980 darbesine götürülürken sağ-sol çatışmalarıyla, Maraş, Çorum olayları ve 1 Mayıs 1977’de yaşanan katliam üzerinden “Şu kardeş kavgası bitsin de ne olursa olsun…” noktasına getirilmiştir.

 

Bugün de toplum, benzer bir asimetrik psikolojik harekâtla “Şu Kürt sorunu bitsin de evlatlarımız ölmesin… Yeter artık şehit cenazeleri gelmesin de ne olursa olsun…” noktasına getirilmek üzeredir.

 

1980 öncesini yaşayan ve terörden yılgınlığa düşen aileler, yeni kuşakları “Aman evladım, biz karıştık da ne oldu? Sen bir şeye karışma…” diye yetiştirirken Cumhuriyet düşmanı gerici ve bölücüler çocuklarını devrimle kurulan Cumhuriyet’e karşı kindar olarak yetiştirmeye devam etmişlerdir. Bugün bu söylem artık, iktidarın en yetkili ağzı tarafından ifade edilmektedir.

 

Toplum, her evde konuşlanan televizyonlardan yapılan yayınlarla apolitik, yani ülke ve dünya sorunlarıyla ilgilenmeyen sanal dünyanın kulları haline getirilmiştir. Diziler, eğlence amaçlı yarışmalar, evlilik (izdivaç) ve yemek programları… Kitlesel beyin yıkayan haberler ve yorumcular…

 

İnsanlar artık yanlı ve düzmece haberleri izleyerek reel dünyadan uzaklaştırılmış, yalıtılmış bir dünya vatandaşı olmuşlardır. Küresel çetelerin yalan haber film setleri kurulmuştur.

 

Emperyalizm, nasıl ülkeleri borçlandırarak teslim alıyorsa bireyler de reel gelirlerini birkaç misli aşan tüketim için kredi kartlarıyla teslim alınmıştır.

 

Erdoğan’ın “Bize oy vermezseniz istikrar bozulur ha… “ diye topluma tehditler yağdırması bu teslim alınışın halka hatırlatılmasıdır. Türkiye ekonomisi nasıl, sıcak para girişiyle Yunanistan’ı aşan cari açığına rağmen iflas ettirilmiyorsa, bireyler de kredi kartlarını sıcak para gibi kullanarak gündelik yaşamlarını sürdürmenin peşindedirler. Onların gündeminde ulus devletin federasyona dönüşeceği yani Türkiye’nin şehir devletlerine bölüneceği gibi tehlike yoktur.

 

Bu tehlikeyi anlatma olasılığı olanlar ile bölücü terör örgütüne karşı mücadele edenler Silivri ve HASDAL zindanlarına kapatılarak şimdilik bertaraf edilmişlerdir. Malta Sürgünlerinin 21. yüzyıl uyarlaması, yeniden ama bu kez GDO’lu olarak üretilen Y- Damat Ferit ve hempaları, Y- Mütareke matbuatı üzerinden sahneye konuşmuştur. Parti, sendika ve derneklerin isim önlerine kâh görünür, kâh görünmez “Y-“ler eklenmiştir.

 

Bu genel durumda, toplumun ABD’ye olan duygu ve düşünceleri bilinçdışı bir refleksle ifade edilemez noktadadır.

 

Ancak…

 

Yapılan anketlerde Türk toplumunda % 94’lere varan ABD karşılığı küresel çetelerin dikkatini çekmiş ve Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi’nin Eş-Başkanına bu karşıtlığı giderme görevi verilmiştir.

 

Eş-Başkanlık zor zanaattır, zor… Ne kadar çalışırsa çalışsın ödevleri bitmemektedir. Ergenekon, Balyoz, Andıç vb tertipler birbirini kovalarken önce Suriye’deki iktidarı değiştirmek için taşeronluk ihalesi verilmiş, küresel çetelerin treni Suriye’de raydan çıkınca değişen taktik hamleler Eş-Başkan ve yamakları tarafından anlaşılamayınca sıkıntı başlamıştır.

 

İkiz Kulelere yapılan veya yaptırılan saldırıyı bahane ederek “terörle mücadele edeceğim” diyerek Afganistan’ı işgal eden ABD’ye destek için orada bulunan Türk askerlerinden 12 vatan evladının bir helikopter düşmesi veya düşürülmesi sonucu ölmeleri toplumdaki ulusal refleksi etkilemiştir. Bu milli refleks, kaygan gündemlerle söndürülmeye çalışılmıştır. 12 Eylül 1980’de ABD’nin “Bizim çocuklar” dediği darbeci başı Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’nın mahkeme müsameresi ile sahneye çıkarılmaları gündem kaydırmasının örneklerinden sadece biridir.

 

ABD’nin Vietnam’da yaptığı zulme karşı çıkan, türküler yakan Türk milletinin, bugün aynı tepkiyi gösteremese de duyarsız kaldığını düşünmek, geleneksel doğamıza aykırıdır.

 

Toplumun % 94’ü ABD’ye karşı iken AKP’ye verilen % 50, referandumda çıkan % 58 evet tercihi yukarıda anlatmaya çalıştığımız asimetrik psikolojik harekâtın sonucudur. Bu arada SEÇSİS denen hokkabazlığında hakkını yememek gerekir!

 

1960’lı yıllarda Âşık İhsani’nin bir türküsünü gel de hatırlama… “Taban uyanıyor, taban”…

 

Türkünün nakaratı şöyledir. “Taban uyanıyor, taban / Hele bir ayağa kalksın / Durduramaz onu babam”

 

Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin en büyük korkusu tabanın yani milletin uyanmasıdır. Yapılan bütün perdeleme hep bu amaç içindir.

 

Bu süreçte partilere, dernek ve sendikalara yapılan içerden dönüştürme operasyonları bu pencereden bakılarak algılanabilir.

 

İşte bu noktada her yapı içinde tabandan başlayarak ulusal bilinci uyandırmak, senin partin, benim partim gibi çelişmeleri ve her türlü etnik, dini, siyasi ayrılığı öteleyerek bir milli birleşik cephe kurmak görevimizdir.

 

1965 yılında Hasan Hüseyin’in Kızılırmak adlı şiirinden bir bölümle bitirelim yazımızı…

 

Şiirin, ne denli öngörü içeren bir söylem olduğunun bir kez daha ayırtına vararak bu devrimci şairimizi bir kez daha saygı ve sevgiyle anmalıyız. Hasan Hüseyin, 1980’den sonra topluma dayatılan apolitik bakışla üstü örtülen bir şairimizidir.

 

 

“Bir gün çıkıp geldiler – anlamsız yüzlerini ve gülüşlerini –

Tüketim artıklarım üretim organlarını ve eski külotlarını –

cikletlerini çukulatalarını getirip bıraktılar – tiklerini mi-

miklerini çiğliklerini – genç kızların düşlerini getirip bırak- tılar – her gün her gün yeniden getirip bıraktılar –

iplerini oltalarını konserve kutularını –

süttozlarını soyalarını sa-

lemlerini – kısırlık haplarını madalyalarını tasmalarını –

bayraklarını, bayrak yırtmalarını sövmelerini –

anamıza bacımıza çocuğumuza – en çok önem verdiğimiz şeyle-

rimize – üretim organlarını ve tüketim artıklarım kullana- rak –

tanrının ve isa’nın ve bizimkilerin izniyle – atlarını seyislerini çombelerini

– tıraşlarını ve dişlerini getirip bı- raktılar –

her gün her gün yeniden getirip bıraktılar –

son- ra güzel güzel anlaşmaları – sonra güzel güzel sözleş-

meleri – sonra güzel güzel paylaşmaları –

asılmış- ların ve asılacakların izniyle – ve

durmadan durmadanbaltazar bayramlarını –

sonra güzel güzel savaş uçakla- rını –

radarları rampaları atom bombalarını –

denizaltı de- nizüstü bir şeylerini –

bilinçaltı bilinçüstü her şeylerini –

piekslerini bitekslerini bitpazarlarını –

eroinlerini kokain- lerini getirip bıraktılar –

her gün her gün yeniden getirip bıraktılar-

ve sonra çekilip gitmediler gemilerine

ve sonra çekilip gitmediler gemilerine

ve sonra çekilip gitmediler gemilerine

ve artık o kadar çok şey getirdiler ki

ve artık o kadar çok şey getirdiler ki

ve artık o kadar çok şey getirdiler ki

bağımsızlığa yer kalmadı ülkemde”

 

Gazanfer ERYÜKSELTüm Yazıları
reklam
Yorum Yaz