MENÜ
$Alış 5.7538Satış 5.7642
Alış 6.3654Satış 6.3769
£Alış 7.0138Satış 7.0504
reklam
reklam
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

ENKAZ

843 defa okunduYorumlanmadı, , kategorisinde, tarihinde yayınlandı

1976 yılında Kars’ta dünyaya geldi. Babası işçi, annesi halk eğitim merkezinde örgü eğitmeniydi.Kendinden sonra doğan iki de kız kardeşi vardı.Ailesi batıya göç etme kararı aldığında ilkokulu bitirmişti.Annesi, babası ve kız kardeşleri İstanbul’a taşınmış, O’nu bekar olan teyzesinin yanında kalması için Gölcük’te bırakmışlardı.

ENKAZ
reklam
reklam

1976 yılında Kars’ta dünyaya geldi.

Babası işçi, annesi halk eğitim merkezinde örgü eğitmeniydi.
Kendinden sonra doğan iki de kız kardeşi vardı.
Ailesi batıya göç etme kararı aldığında ilkokulu bitirmişti.
Annesi, babası ve kız kardeşleri İstanbul’a taşınmış, O’nu bekar olan teyzesinin yanında kalması için Gölcük’te bırakmışlardı.
Doğudan gelen bir çocuk olarak önceleri zorlansa da bir yıla kalmadan adapte oldu.
Ortaokulu ve liseyi bitirdi, hatta tiyatroya başladı.
Vatani görevi için önce Manisa’ya sonra da İstanbul’a gitti.
Döndüğünde bir içecek firmasında çalışmaya başladı; bölge sorumlusu oldu.
Artık hayatını kurmaya başlamıştı…
Vakit buldukça tiyatroya gidiyor, sporun her dalını deniyordu.
Özellikle yüzme ve koşma…

*
Her zaman yürümeyi sevdi ama o gün bir başkaydı. Nedenini bilmeden Gölcük ve Değirmendere arasında üç-dört kez gidip geldi.
Ömrünün en uzun yolunu yürüdü.
Ayaklarıyla vedalaşır gibi yürüdü, yürüdü…
Akşam olduğunda gökyüzündeki yıldızları ilk kez bu kadar yakın gördü.
“Ne kadar çoklar” diye içinden geçirdi.
Tepeye çıktı, bir yandan yıldızları seyretti, bir yandan çok sevdiği havai fişekleri.
Askeriyedeki törenden atılan havai fişekler bitince evinin yolunu tuttu..

Askerden dönen kuzeni el öpmeye geldiği için annesi ve babası da o gece evdeydi.
Çok sıcaktı, hayatında gördüğü en bunaltıcı sıcak..
Duşa girdi, üstünü değiştirdi.
Babasını İstanbul’a yolcu ettikten sonra annesi, anneannesi, teyzesi ve kuzeniyle yataklarına gittiler.
Saat 02:00’ydi.
Bütün gün yürümekten yorgun düşmüş bedenini döşeğe bıraktı…
Derin uykuya geçmemişti ki, evin temelinden gelen bir uğultuyla uyandı.
Ardından başlayan sarsıntıyla yataktan fırladı, perdeyi açtı.
Denizin ortasında gökyüzüne yükselen bir kızıllık gördü.
“Kıyamet mi kopuyor, deprem mi oluyor?” diye içinden geçirdi.
Her yerden çığlık sesleri yükselirken ayakta durmakta zorlanan kuzeni odasına geldi.
Bir yerlerde duymuştu, hatırladı.
Kapı kirişinde siper alıp kuzenini kollarının arasına sardı.
Yüzlerine dökülen sıvalar ve duvarların çatlaması evine ait gördüğü son şey oldu.
Sonrası kapkaranlık!
Güven Apartmanı yıkıldı..

*
Derin bir sessizlik oldu önce, her yer toz bulutuydu.
Yaşıyordu, ama hareket edemiyordu. Kuzeni onun omuzuna yüzüstü sıkışmış,
kendisi de ‘kolun’un altında kalan ayaklarından hareket edemiyordu.

Gecenin derin sessizliğini önce cılız, sonra da gittikçe yükselen enkazdaki çığlıklar bozdu.

“İmdaaatt..yardım edin..”
O ise soğukkanlıydı, birileri kurtarmaya gelene kadar enerjisini tüketmemesi gerektiğini biliyordu.
Kollarının arasında sıkışan kuzenini sakinleştirmeye çalıştı, olmadı..
Yan odadan anneannesinin sesini duydu, annesine ve teyzesine de seslendi ama yanıt alamadı…

*
Gün ağarmaya başladığında “imdat” sesleri azalmış, “Orada kimse var mı?” sesleri yükselmeye başlamıştı.
Orada anneler vardı, babalar, kardeşler, kocalar, çocuklar…

Sesini dışarıya duyurmaya çalışacağı sırada gaz kokusuyla irkildi.
Elini enkazda gezdirerek bir cam parçası buldu. Eğer yangın çıkarsa gerekeni yapacaktı.
Koku azaldığında rahatladı. Bu kez dışarıya sesini duyurmak için bir şeyler aradı.
Belki de yan komşusunun son akşam yemeğinden kalan tencereye ulaştı. Kapağını alıp yardım için gelenlere sesini duyurmaya çalıştı, başardı…
Ancak üzerindeki tonlarca yükün kaldırılması güçtü.
Tekrar gece oldu, sonra tekrar sabah…1,5 gün geçti…

Sakinleştirmeye çalıştığı kuzeninden de ses gelmiyordu artık, uyandırmaya çalıştı, olmadı…
Askerden gelen gencecik delikanlı, kollarında son nefesini vermişti.
Onun da nefes alacak havası kalmamış, enkazdaki tozlu hava tükenmişti.
36 saat sonra ilk kez ölüm gerçeğiyle yüzleştiğinde hayatında asla unutamayacağını bir şey yaşadı.
Artçı deprem tepesinde bir delik açtı. 1,5 gün sonra gün ışığını gördü.
O küçücük delikten hem hava aldı hem de yardım ekiplerinin uzattığı boruyla su içebildi.
Kuzeninin cesedi de o delikte yapılan çalışma sayesinde çıkartıldı.
Ama onun çıkması kolay değildi. Kocaman kolonlar depremden üç gün sonra kaldırılabildi.
Hayal meyal hatırladığı ambulans ve “Orada kimse var mı?” sesleri arasında hastanede gözlerini açtı.

*

Önce annesi ve teyzesinin de enkazda öldüğünü öğrendi, sonra da bacaklarının kesildiğini.
Daha üç gün önce kilometrelerce yol yürüdüğü iki bacağı da yoktu artık; kangren olmuştu.
Ağlamadı, bağırmadı, isyan etmedi.
Enkazda geçen 72 saatte gerçekle yüzleşmiş, kendini hazırlamıştı çünkü.
Aylarca hastanede kaldı, psikolog gibi her odaya gidip depremzedelerle konuştu.
“Hayat devam ediyor, yaşamalısın” dedi…
Babası ve akrabalarının desteğiyle Almanya’ya gitti, protez bacak taktırdı.
‘Engelliler davranış bilimi’ eğitimleri aldı, Türkiye’ye döndü.
Sporla profesyonel olarak ilgilenmeye karar verdi.
Yüzdü, yürüdü, rüzgarda sörf yaptı, dağa tırmandı, basketbol oynadı.
Yelken, tenis, su kayağı, doğa yürüyüşü…

Birçok engelli hayata küsüp evden dışarı çıkmazken o aylarca dağda kaldı.
“Koşamazsam yürürüm, yürüyemezsem emeklerim, emekleyemezsem sürünürüm” dedi.
En büyük hayali harmandalı oynamaktı.
Bacakları engel değildi, gözlerini kapattı, en iyi harmandalını oynadı.

*
Hayatın, onu yaşamayı bilen cesur insanlara ait olduğunu anladı.
Umudun kendini köleleştirmesine, korkunun da tutsak etmesine izin vermedi.
Umudun yerine inat, korkunun yerine cesareti koydu.

Engellilere ücretsiz dalış ve sörf eğitimleri verdi. Görme engelliyle bisiklete bindi.
Biri göz oldu, biri bacak…
Anladı ki engelli diye bir şey yok. ‘Engellenenler’ var.
Protez bacaklarının hayatına engel olmasına asla izin vermedi.
Aşık oldu, evlendi, baba oldu.
Büyüsün yeşersin diye adını Ekin koydu.
Hatta 6 aylıkken pusete koyup dağlara çıkardı onu, doğayla tanıştırdı.
Yapamazsın diyenlere kulaklarını tıkadı, 2 bin 365 metre Olimpos’a çıktı.
Denize daldığında anne karnındaki huzuru buldu, özgürlüğü hissetti.
Körfez’e gömülen ‘batık şehir’e indi. Anılarına daldı…
Bir zamanlar çayını içtiği kafeye, altında oturduğu ağaca dokundu.
Engellenenlere farkındalık yaratma kiçin daha büyük şeyler yapmaya karar verdi.
Önce serbest dalışta 22 metreyle dünya rekoru kırdı.
Sonra kendi rekorunu kırmaya karar verdi.
Ve bugün, 17 Ağustos’un 18. yıldönümünde 32 metreye inerek kendi rekorunu kırdı Ufuk Koçak.
O artık dünya şampiyonu!

*
Yüze yakın engelliyi sporla tanıştıran ve tek hedefi hala enkazdan çıkamayan insanlara hayatı öğretmek olan Koçak, hepimize bir mesaj verdi bugün.

“Yağmuru, karı hissetmeyen, umut etmek dışında hiçbir şey yapmayan, bir ağaca, böceğe, taşa dokunmayan, yürümeyen, ev ve iş arasında gidip gelen herkes enkaz altındadır.

Enkazdan çıkın, hayatı sevin…”

Nesrin ÖZSARITüm Yazıları
reklam
Yorum Yaz

gomoviesmaltepe escortalanya escortkonya escortatasehir escortantalya böcek ilaçlamayozgat otel
paykasa satın al